18 Ekim 2015 Pazar

Teşekkürler Halim Okta

Podarcis Taurica
İlk olarak misafir takımdan başlayalım. Kırklarelispor taraftarı ile olması gereken gibi güzel bir dostluğumuz var. Futbol takımının herhangi bir lakabı yoksa benden kıyak olsun. Bilimsel adıyla Podarcis Taurica, Türkçe ismi ile Trakya kertenkelesi. Sıcağı ve yeşili sever, sevimli bir sürüngendir. Şakası bir yana buraya o kadar takım geldi. Bir çok zaman geçirmeye yönelik hareket izledik ama bu kadarını görmedik. Hayır birde böyle etkili bir oyun oynasak neyse diyeceğiz ama oda yok. Gerçi bir Kırıkhanspor maçı vardı oda efsaneydi. Yahu kardeşim futbolda oyunu  soğutmak gibi bir durum var eyvallah ama bu nedir ? Takımın baskı yer, defanstan çıkamıyorsundur bir ufaktan yatarsın yere. Biz onuda yapamadık. Böyle biraz baskılı bir oyun oynasak düşünemiyorum, tohum olurlardı çimlere. Her ikili pozisyonda yere mi yatılır, ayıptır. Bakıyorsunuz yatanların hepside deneyimli, yaşı olan oyuncular. Kardeşim sakalınızdan utanın bari.
Halim Okta’ya teşekkür edilip, yollar yeni hafta ile ayrılmalıdır. Kendisi iyi, efendi bir insan olabilir ama açıkça görülüyor ki bu lig için yeterli değil. Ligin kaçıncı haftası olmuş hala ne oynadığı, ne yapmak istediği belli olmayan bir takım izliyoruz. Oyuncu değişiklikleri hakkında konuşsak bu sayfa yetmez. Burası oyuncu yetiştirme ligi değil, oyuncu kazanmak gibi bir durumun yok. Hazır kim varsa onu oynatacaksın. Bu maçta Recep Akkemik – Serhat değişikliğini kimse izah edemez. Serhat maçı sol bek olarak bitirdi bunu da ekleyelim. Hadi sol bek Koray olarak belirlendi diyelim, sağ bekte denemediği bir tek ben varım herhalde. Sağ bek ve sol bek değişikliği ile ligi bitireceğiz. Kaçıncı hafta olmuş takımın sağ beki kim belli değil. Orjinal sağ bek Zekeriya neden denenmez anlamış değilim. Berat ile Feridun için bir şeyler yazmak gereksiz. Takımda ayakta kalan sadece bu oyuncular var. Ali Fırat nasıl o kadar 1. lig maçı oynamış anlamış değilim.
İzlerken tank gibi dediğimiz Emin Yalın’ın 5 metre geriden gelip onu geçtiği pozisyon için yorum yapmayacağım. Kırklarelispor golündeki hatası da cabası. Şu hali ile Hasan Türk’ü oynatmak hem ona hemde takıma zarar. Hasan’ın sıkıntısının mental olduğunu düşünüyorum. Ona hiç olmayacağı yükler bindirdiler zamanında hala onun ceremesini çekiyor. İyi niyetli olabilir ama olmuyor işte kardeşim, senden bu kadar oluyor. Yusuf Kurtuluş gibi bir oyuncun varken bu kadar kötü Hasan’dan ısrar etmek anlaşılır gibi değil. Yusuf ile Oğuz ikilisini benim hatırım için bir maç denensin. Oğuz bir iyi bir kötü. Yeteneği üst seviyede ama devamlılığı yok. Bu takım 4 – 4 – 2 mi oynuyor 4 – 3 – 3 mu bir türlü anlamadım. 4 – 4 – 2 oynadığın zaman arkalarında çok iyi top dağıtan bir adamın olmalı, bu iş Hasan Türk ile olmaz. Zaten takımın tek eksiği hucuma dönük bir oyun kurucu. Samet ve Gökhan var ikiside sakat. Recep ve Sinan aynı anda oyunda kalınca her şey birbirine giriyor. Orta saha güçlü olur oynat ikisini ama bu orta saha ile OLMAZ ve OLMUYOR. Sinan’ı biraz daha kenarda oynatıyor onunda bütün özelliklerini bitiriyor. Sinan top tutan, sırtı dönük oyunu iyi oynayan bir santrafor. Onu kenarda oynatmakla hem ona hem takıma kötülük yapıyorsunuz. Melik gibi kanat oyuncusu varken Serhat’ın oyuna girmesinin hiç  bir açıklaması yok. Serhat orada oynayamaz ki gördük zaten. Son dakikalar, kaybedecek bir şey yok Berat hala defansta. Çıkar ileriye 2 farklı bitse ne değişecek.
Maçın hakemine bir kelime etmek gerekiyor. Akşamları tv ekranında konuşan futbol yorumcuları alt liglerdeki hakemleri görse herhalde o işi yapmaktan vazgeçerlerdi. Bu alt liglerde bir tane doğru dürüst hakem görebilecek miyiz merak ediyorum. Şaka gibi gelebilir ama bu adamlar para bile alıyor bu işi yaparak. Ne yazsak ne desek boş.
Kadroda bir sıkıntı olmadığı fakat hocanın takımı oynatamadığını düşünüyorum. Doğru kadro ile bu takım daha iyi olacaktır. Bu kadar kötü bir futboldan sonra böyle bir mağlubiyet başka bir yerde olsa o tepkiler nasıl olurdu futbolcu arkadaşlar bir kendilerine sorsunlar. Bu taraftar bu liglerine en sabırlı taraftarlarından bir tanesidir ama sabrı da bir yere kadardır. Bir ana önce herkes kendine çeki düzen versin.

5 Temmuz 2015 Pazar

Ayrılık Sevdaya Dahil / Attila İlhan


açılmış sarmaşık gülleri 
kokularıyla baygın 
en görkemli saatinde yıldız alacasının 
gizli bir yılan gibi yuvalanmış 
içimde keder 
uzak bir telefonda ağlayan 
yağmurlu genç kadın 



rüzgâr 
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları 
mor kıvılcımlar geçiyor 
dağınık yalnızlığımdan 
onu çok arıyorum onu çok arıyorum 
heryerinde vücudumun 
ağır yanık sızıları 
bir yerlere yıldırım düşüyorum 
ayrılığımızı hissettiğim an 
demirler eriyor hırsımdan 




ay ışığına batmış 
karabiber ağaçları 
gümüş tozu 
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar 
yaseminler unutulmuş 
tedirgin gülümser 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar 
her an ötekisiyle birlikte 
herşey onunla ilgili 

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar 
gittikçe genişleyen 
yakılmış ot kokusu 
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte 
yansımalar tutmuş bütün sâhili 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 



yalnızlık 
hızla alçalan bulutlar 
karanlık bir ağırlık 
hava ağır toprak ağır yaprak ağır 
su tozları yağıyor üstümüze 
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır 
eflatuna çalar puslu lacivert 
bir sis kuşattı ormanı 
karanlık çöktü denize 
yalnızlık 
çakmak taşı gibi sert 
elmas gibi keskin 
ne yanına dönsen bir yerin kesilir 
fena kan kaybedersin 
kapını bir çalan olmadı mı hele 
elini bir tutan 
bilekleri bembeyaz kuğu boynu 
parmakları uzun ve ince 
sımsıcak bakışları suç ortağı 
kaçamak gülüşleri gizlice 
yalnızların en büyük sorunu 
tek başına özgürlük ne işe yarayacak 
bir türlü çözemedikleri bu 
ölü bir gezegenin 
soğuk tenhalığına 
benzemesin diye 
özgürlük mutlaka paylaşılacak 
suç ortağı bir sevgiliyle 



sanmıştık ki ikimiz 
yeryüzünde ancak 
birbirimiz için varız 
ikimiz sanmıştık ki 
tek kişilik bir yalnızlığa bile 
rahatça sığarız 
hiç yanılmamışız 
her an düşüp düşüp 
kristal bir bardak gibi 
tuz parça kırılsak da 
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı 
hâlâ kıpkızıl gülümseyen 
-sanki ateşten bir tebessüm- 
zehir zemberek aşkımız

27 Haziran 2015 Cumartesi

Doğu Karadeniz Turu

Daha önce kültür turu ile gezmiş olduğum Karadeniz'e bu sefer yayla ağırlıklı gezme imkanım oldu. Erken rezervasyon ve uçak biletleriyle daha da uygun fiyata getirdik olayı. Uçak olayı bende sıkıntı. Bunu yenmek için uçakla gittim ve gayet başarılı oldu. Gidişte de dönüşte de gayet güzel bir yolculuk yaptım. Fakat şu uçak havalanırken hep sıkıntı olacak benim için. Genel olarak harika bir tatil oldu. Gittiğimiz yerler, kaldığımız otel / pansiyonlar, turdakiler, rehberimiz, şöförümüz falan 10 numaraydı. Fakat Karadeniz'in böyle katledilmesini inanılmaz üzüldüm. Bunları yapan insan olamaz., bu vatanı zerre sevemez. Eğer elimde yetki olsa yemin ediyorum buralara taş - mermer ocağı yapanları, HES lere izin verenleri idam ettiririm ve zerre vicdan azabı duymam. Dünyanın en güzel yerlerini öldürüyorlar göz göre göre ve insanlar bunu normal karşılıyor. Vicdanım sızladı. Herkesin özellikle Karadeniz insanının bunlara çok sert tepki vermesi gerekiyor, yoksa her şey için çok geç olacak.

1. Gün

Sabah uçağıyla Trabzon havaalanına indik.



Saatlerde oynama olduğu için Trabzon 'da biraz beklemek zorumda kaldık. 11:00 gibi tur geldi ve Artvin'e hareket ettik. Şöförümüz ve rehberimizle beraber 8 kişi idik. Bu tür turlar için bence çok ideal bir sayı. Millet dağılıp gitmiyor, onu beklemiyorsun sıkıntı olmuyor. İlk adresimiz Arhavi deki Mencuna Şelalesi idi. Çok güzel ve görkemli bir şelale.



Orada vakit geçirdikten sonra yemeğimizi yiyip, Camilet vadisindeki Çiftekemer köprüsüne gittik. Osmanlı zamanında yapılmış. Köprünün altındaki demir zincir, düşman saldırısını sırasında çekilip köprünün yıkılması içinmiş.



Buradan fotoğraf aldıktan sonra otelimize doğru yola çıktık.

Fakat Camilet vadisi gün geçtikte ölüyor, öldürüyorlar. Bu dünyanın en güzel yerlerinden bir tanesi olan yeri taş / mermer ocağı ve HES ler ile bitiriyorlar. Böyle bir yerde taş ocağına izin vermenin mantığı nedir bilemiyorum.


HES ler dereyi gün geçtikçe kurutuyor. Acayip bir inşaat var Karadeniz'de. Özellikle Camilet vadisi çok kötüydü bu yönden. Şu iki ayrı yerden dereden kirliliğin boyutlarını görebilirsiniz. Bir tanesinde çalışma olan dere, öteki ise daha HES lerin ve inşaat çalışmalarını başladığı dere. Aradaki farkı görmeniz yeter, fazla bir şey yazmaya gerek yok.



2. Gün

Gezide en çok Macahel vadisini beğendim. Gerçekten mükemmel bir yer her şeyiyle. Buralara da HES yapmaya çalışmışlar fakat yöre halkı karşı çıkmış. Bakmışlar dinlemiyorlar, demişlerki ; Tamam gerekiyorsa HES leri yapın fakat buraya ihtiyaç varmı ilk önce bir araştırmasını yapın. Burası ile ilgili UNESCO'nun almış olduğu doğa güzelliği ile ilgili bir karar varmış. Bunu da göz önüne alıp mahkeme buradaki bütün HES projelerini iptal etmiş. En bakir, en güzel yerlerden bir tanesi burası. Vadinin yarısı Gürcistanda yarısı Türkiyede. Köylere zamanında söylemişler nerede kalmak istiyorsunuz diye seçim yapmışlar.


Maral şelalesini gördükten sonra



Benim en çok merak ettiğim Karagöle gittik. Burası gerçekten olağan üstü bir yer. Kimselerde yoktu mükemmel zaman geçirdik. Gölün etrafında dolaşamadık çünkü yağmur yağmıştı ve her taraf balcık olmuştu, yarısından dönmek zorunda kaldık. Birde sandal sefası yaptım üstüne cila oldu.


Karagölden sonra tekrardan otele geçtik. Otel diyorum ama pansiyon daha doğru tabir. Pansiyonun sahibi eski devrimcilerden. Kendi odası harika. Müthiş bir çalışma odası yapmış kendine. Eşi ve çoçuklarıyla mükemmel bir hayat kurmuş orada kendine.



Çaça dene Gürcü içkisini bizimkilere ikram etti. Bizim turdakilerde maşallah sünger gibi olduklarında pek memnun kaldılar. İki gün burada kaldık. Odaları ahşap olup, yan taraftakilerin ne konuştuklarını duymasak çok iyi olacaktı ama yinede çok güzeldi. Hele öteki gruptakiler beynimizi kemirdi. Tur rehberini arkadaşlarına ayarlamak için ne muhabbetler ne muhabbetler. Sabah biz erken kalktığımız için karşılaşamadık onlarla yoksa büyük makara yapacaktım onlarla.

3. Gün

Artvin merkezinden geçip, Türkiye'nin en büyük Atatürk heykelini ziyaret ettik.



Fakat burada harcadığımız vakit gerçekten kayıp oldu. Merkeze hiç girmeseydik çok daha fazla vakit geçirebilirdik Şavşat'ta.

Artvin



Muhteşem Çoruh nehrinin manzarası eşliğinde



Şavşat'a doğru yola çıktık. İlk olarak Balık gölüne gittik. Burası buzul bir göl. Buzulların erimesiyle sonradan oluşan bir göl. Muhteşem bir manzarası ve gölün soğuk suyu var. Ayaklarımı göle sokup rahatlıyayım dedim kalp krizi geçiriyordum. 10 saniyeden fazla tutan çıkarsa ne istiyorsa veririm. İnanılmaz soğuktu. Fakat Ruslar ve İskandinavlar burada yüzüyormuş. Gölün için kırmızı benekli alabalık var. Gölde balık tutulması yasak ama kilosu 100 - 120 TL arası değişiyor ! Çok lezzetliymiş. Yeni bir tesis kurmuşlar, daha elektrikleri bile yok o kadar yeni.


Oradan çıkıp Şavşat / Karagöle gittik. İki Karagölde olağan üstü idi. Buradaki daha bakımlıydı. Etrafında yürüyüş ve piknik alanı var. Tesisi pansiyon olarakta kullanılıyormuş. Burada da bir sandal sefası yaptım. Gölde alabalıktan başka Japon balıkları da mevcut. Herhalde gelip birileri attı ondan sonra yürüyüp gittiler.




 Oradan çıkıp Şavşattaki otele doğru yola çıktık. Şavşat yolunun çam kokusu anlatılamaz. Şavşat her şeyiyle çok güzel bir yer. İnsanları, doğası, şehir çok güzeldi.

Yol üzerinde Cevizli kilisesine uğradık. Aslında burada görülecek bir şey yok ama yazmışlar tura. Fakat ilginç bir hikayesi var kilisenin. Burası Gürcü kilisesi. Gürcüler burayı kutsal mekanlardan birisi sayıyorlarmış ve yılda 30.000 kişinin buraya geldiğini söylüyorlar. Rehberimiz turizme kazandırılsa çok daha çok kişinin geleceğini söylüyor. Kilisenin hikayesine gelirsek, Osmanlı zamanında Artvine hapishane yapmak icap etmiş, fakat taş yok. Zamanın Osmanlı kaymakamı, ulan buraya kimse gelmiyor yıkalım şurayı taşlarıyla hapishane yapalım demiş ve dayamış dinamiti yıkmış kiliseyi. Oradan çıkan taşlarla hapishaneyi tamamlamışlar. Fakat kilisenin önündeki tanıtımda yıldırım düşüp kilise yıkıldı diyor.


Oradan Sahara milli parkı içerisinde bulunan Şavşata gittik. Şavşat ve etrafına tepeden bakan. Efkar tepesi ve Seyir tepelerine gidip fotoğraf aldıktan sonra otelimize döndük.



Artvin ve Şavşat haklı diğer Karadeniz bölgesindeki insanlara oranla daha kültürlü ve aydın insanlar. Zaten Türkiye'nin en çok okuma yazma oranına sahip şehiriydi en son. Artvin bölgesindeki yayla ve gölleri gezmeye kalksan 1 ayda gezemezsin. Karadeniz bölgesinin en güzel yeri buralar bence Rize ile birlikte.

4. Gün

Sabah erken kalkıp Rize'ye doğru yola çıktık. Uzun bir yolculuktan sonra Fırtına vadisinden Potuk yaylasına doğru yola çıktık. Fırtına vadisi de yok olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. İnsanın içi acıyor. Potuk yaylasına doğru yola çıktık ama çıkmaz olaydık. Yaylaya çıkmak için ruhunuz teslim ediyorsunuz. Yaklaşık bir saatlik yol o kadar bozuk ki bir ara kendimi arabadan aşağıya atacaktım. Resmen içim dışıma çıktı. Fakat yaylaya çıkınca yolu bir süreliğine unutuyorsun. Muhteşem bir manzarası var. Fakat biraz sisli olduğundan çok fazla şey göremedik. Havanın güzel olduğu zaman ki çok fazla olmuyormuş Bayburt bile gözüküyormuş.


Burada geçirdiğimiz zamandan sonra yine berbat bir yolculuktan sonra Ayder'e doğru yola çıktık. Ayder artık yayla olma özelliğinden çıkmış. Orası araplara özel bir yer olmuş. Sanki Arabistana falan geldiğinizi zannediyorsunuz. Oradaki esnafla da konuştuk hiç birisi istemiyor aslında arapları ama işte ekmek parası için katlanıyorlar. Güzel para bıraktıkları için çok fazla ses çıkarmıyorlar. Ayder'deki otele geçtikten sonra yorucu günü kaplıcaya girerek atmaya çalıştım. Şansıma kimse yoktu kaplıcada. Bir de yağmur yağmaya başladı. Dışarıda yağmur sesi, kaplıcanın içinde çok güzel oldu. Tabi gözlüğü soyunma odasında unutup tekrar o yokuşu çıkmasaydım daha güzel olacaktı.


5. Gün

Aslında Anzer yaylasına çıkacaktık fakat kararımızı değiştirip Ovit yaylasına çıktık ve çokta iyi yaptık. Anzerde yapacak çok fazla bir şey olmadığını söylediler kendimiz değiştirdik. Çayelinden devam ederek, Ovit vadisinden Ovit buzul gölüne çıktık. Buraya daha öncede gelmiştim ama o zaman kar yoktu. Bu sefer harika bir manzara vardı. Gölün suyunun bir kısmı İkizdereye, bir kısmı ise Çoruh nehrine kadar gidiyormuş.


Ovit yaylası kışın yok. Bildiğiniz yok iptal oluyor kardan dolayı. Kışın burada yaşam olmuyor. Bir tek dağ horuzu diye bir hayvan varmış o yaşıyormuş. Bu görmüş olduğunuz evler falan kar altında kalıyormuş.


Fakat burayı da öldürüyorlar. Her yerde bir çalışma var. Her tarafı kazıyorlar bir şeyler yapıyorlar. Buradan devam edip Cimil şelesine doğru yola çıktık. Belki de en güzel şelale buradaydı. Balıklı şelalesi diyorlarmış. İnsanlar burayı görmek için Brezilyaya gidiyor. Muhteşem bir doğası var, harika bir şelale.


Fakat bu muhteşem Cimil deresinde şu anda hazırda onay bekleyen 6 tane HES projesi var. Eğer onay verilirse buranın sonu olur. Taş ocakları ise en basit olaymış. Çok kolay alınıyormuş izin. Birde yaylası vardı ama oraya çıkmadık. Buradan Uzungöle konaklamaya geçtik.

6. Gün

5. gün akşam üzeri Uzungöldeydik. Daha önce geldiğimden az çok biliyorum. Hava karardığı için çok fazla şey göremedik ama sabah olunca burayı da nasıl rezil ettiklerini gördük. O muhteşem yeri tatil kasabasına çevirmişler.İnanılmaz bir değişim geçirmiş. Her tarafta bir yapı var. Bu gidişle gölün etrafında yeşillik kalmayacak. Turizm adına katletmişler. Tabi burada da arapların yoğunluğu var. Ramazan olduğu için yoktular ama sezonda çok kalabalık oluyormuş.


Sabah yola çıkıp Uzungölün yukarısına doğru Haldizen vadisinden geçerek Demirkapı köyüne geçtik.


Buradan Soğanlı dağlarında bulunan Balıklı göl ve Aygır buzul göllerine geçtik. Eskiden Bayburta buradan giderlermiş.







Buradan vakit geçirdikten sonra. Uzungölde serbest zaman geçirdik ve oradan Trabzona doğru yola çıktık. Bizim uçak geç saatte olduğu için Trabzonda biraz gezeriz dedik ama yağmur başlayınca Trabzon foruma geçip orada takıldık. Gece saat 02:00 gibi evdeydim.

Çok güzel bir tatil geçirdim. Anlatacak çok şey var ama gidip oraları mutlaka görmeniz gerekiyor. Böyle giderse oraların ömrü çok uzun sürmez. İnsanın aç gözlülüğü ve doyumsuzluğu iğrenç bir hal aldı. Böyle olağanüstü bir yeri nasıl bu hale getirebilirler inanamıyorum. Bir an önce mutlaka gidip görün. Dediğim gibi böyle giderse zaten görecek çok fazla şey kalmayacak.


8 Haziran 2015 Pazartesi

Yalnızlık

Yalnızlık bu kadar güzel ifade edilir herhalde.

Bu kadar fırtınalı bir yaşamın ardından, bugünlerde neler yapıyor Gönül Yazar?- Yalnızım İzzet, çok yalnızım. Çok şükür maddi hiçbir sıkıntım yok; pırlantalarım, kürklerim, yüzme havuzlu evlerim var. Ama akşam eve geldiğimde kapıyı anahtarla kendi kendime açmak, içeride ışık ve hazır bir sofra olmaması çok koyuyor bana. Evde Etiyopyalı bir kız vardı, o da evlenmek için ülkesine döndü. 17 senelik köpeğimi de kaybedince bir başıma kaldım. İnanır mısın, o köpeğin ayak seslerini bile arar oldum. Zengin olsan ne yazar? Al sana Gönül Yazar... 

21 Mayıs 2015 Perşembe

Sen Nasıl Şarkılar Dinliyorsun 3

Geçmişin bir kaydı yok 
Dönmenin imkanı yok 
Senden perişanı yok 
Bana boş bana boş 
Benden sana ilgi yok 
Aşka ait bilgi yok 
Lütfen bana doğru değil 
Geri koş geri koş 
Sana şok şok şok şok şok 
Senin aslını da kopyanı da istemiyorum 
Kim demiş seni artık asla beklemiyorum 
Ufak aklınıda fikrinide kendine sakla 
Bana dönmek istiyormuşsun 
Hoppala yok ya 
Geri dönmek istiyormuşsun 
Hoppala yok ya 
Kalbinin imkanı çok 
Fan gibi hayranı çok 
Senden gelen cümleler 
Bana boş bana boş 
Benden sana ilgi yok 
Aşka ait bilgi yok 
Lütfen bana doğru değil 
Geri koş geri koş 
Sana şok şok şok şok şok 
Senin aslını da kopyanı da istemiyorum 
Kim demiş seni artık asla beklemiyorum 
Ufak aklınıda fikrinide kendine sakla 
Bana dönmek istiyormuşsun 
Hoppala yok ya 
Geri dönmek istiyormuşsun 

13 Mayıs 2015 Çarşamba

DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem  ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, 
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

18 Mart 2015 Çarşamba

Sen Nasıl Şarkılar Dinliyorsun 2

Gelene bak gelene döndüm 180 derece
Kalbim aşktan bir paket bozuluyor bana niye
Giyim kuşam bek bir jilet dudakları bana kısmet
Biraz daha konuşursak aşık olurum elbet
Kalbim roket uçuyor roket
Güzel hareket aşık oldum net
Ortam roket uçuyor roket
Şık şık Herkes aşık oldum net
Gelene bak gelene döndüm 180 derece
Kalbim aşktan bir paket bozuluyor bana niye
Giyim kuşam bek bir jilet dudakları bana kısmet
Biraz daha konuşursak aşık olurum elbet
Kalbim roket uçuyor roket
Güzel hareket aşık oldum net
Ortam roket uçuyor roket
Şık şık herkes aşık oldum net
O beni deli ediyor yanıma da yakışıyor
Elimi elime koysa içim titrer dokunursa
Nolur sabahlar olmasa
Kalbim roket uçuyor roket
Güzel hareket aşık oldum net
Ortam roket uçuyor roket
Şık şık Herkes aşık oldum net
Kalbim roket uçuyor roket
Güzel hareket aşık oldum net